İş yerinde, sokakta herkes onun göbeğine bakıyordu sanki. Onu gören arkadaşları "Aaa Ersan sen kilo almışsın ya" diyorlardı. "Nedir bu çektiğim" diye geçiriyordu içinden. Başkalarının söylediklerinden çabucak etkilenirdi Ersan. Sanki bütün dünya bir olmuş, ona kafayı takmıştı. Ne olmuştu 1-2 kilo aldıysa? Eskiden ne yerse yesin kilo almıyordu. Bir kez daha "Zayıflık ne güzeldi" diye söylendi. 



Defalarca spor salonuna kayıt olmuştu. Her seferinde de "Bu pazartesi kesin bırakmamak üzere spora başlayacağım" diyordu. Hatta bir seferinde 1 senelik abone olup 1 sefer pazartesi günü gitmişti. Mahalleden arkadaşı Yasin düzenli spora gidiyordu. Bu düzeni nasıl sağlayabilmişti? Bu konuda Yasin’e büyük bir hayranlık besliyordu. Spor yapmak nasıl alışkanlık haline gelebilirdi ki?


Girdiği ortamlarda nabız yoklamaya başladı. Spora beraber gidebileceği birisini bulmak istiyordu. Bir yandaş olursa işi daha da kolaylaşacaktı sanki. Sonunda iş yerinde gözüne birini kestirmişti. Gördüğü kadarıyla kilo konusunda ondan daha dertliydi. Çünkü onun eşi baskı yapıyordu. Sokaktaki laf sokmaları bir şekilde savuşturabilirdi ama başında sürekli böyle bir baskı olsa “ben herhalde dayanamazdım” diye düşündü. Fakat en azından o arkadaşı evlilik müessesesine kapak atmıştı. “Ben ise bu göbekle evde kalacağım” diye iç geçirdi.

Gaza Gelenler

Arkadaşı, Ersan’dan düşünmek ve araştırmak için zaman istemişti. Ama Ersan baskın gelerek onu da spor salonuna sürüklemişti. 
Haftanın ilk günü randevusuz bir şekilde “Biz geldik” diye girdiler içeriye. Spor eğitmeni onları karşıladı ve onunla tanıştılar. Onlara spora başlamalarındaki amaçlarını sordu. Onlar da tek sebep olarak göbeklerini gösterebildiler. 


"İnsanın spora başlarken tek motivasyon kaynağı olarak bu yeterli mi sizce?" diye sordu eğitmen. İki iş arkadaşı birbirine bakarak soruyu anlamaya çalıştılar. Daha sonra süreçle ilgili bilgi vermeye devam etti. "Düzenli egzersiz yapmak için birden fazla kuvvetli nedene ihtiyacımız var. Sadece göbeğim gitsin diye bakılması yeterli değil. Bunun yanına bir şeyler daha eklemeliyiz. Mesela ofiste sürekli oturarak çalışıyorsunuz değil mi? Sırt ağrınız var mı?’’
"Evet benim boyun ve sırt ağrılarım çoğaldı. Hanım bıktı boynuma masaj yapmaktan."
Ersan bekarlığın verdiği gıcıklanmayla; ‘’Oğlum senin en azından hanım var. Hocam benim boynum kaskatı kesiliyor. Ben yastıktan diye düşünüyordum. Peki ağrıların azalması için sporun etkisi var mı?" diye sordu.
"Olmaz olur mu? Var tabii ki. Peki hiç yakın zamanda bir çocukla oynadınız mı? Onunla saatlerce bir aşağı bir yukarı koşturabildiniz mi?"
Ersan tedirgin olmaya başlamıştı. Yeğenleriyle oynarken 5 dakikada pilinin bittiğini nereden biliyordu…
Ersan bir süre düşüncelere daldıktan sonra kararını verdi. Bu antrenör ve spor salonu doğru adresti. "Peki hocam nereden başlayalım?"
Ersan, arkadaşına spor salonunun parasını ödetip hemen başlatmak için ısrar ediyordu. Arkadaşı pek oralı değildi. Çünkü onun karar vermesi için oturup enine boyuna düşünmesi gerekirdi. Konunun mantıklı olması ve üzerinden biraz zaman geçmesine ihtiyacı vardı. Bir şeye hemen başlayamıyordu. Ersan’sa tam tersi bir sürece hemen başlar ama o süreci çabuk bıkardı. Tüm ısrara rağmen hayır diyordu. Ersan gitgide arkadaşının insanlar tarafından göbeği için dalga geçilmesini hakkettiğini düşünmeye başlamıştı. "Ne var bir kere de tamam desin yani" diye iç geçirdi.

"Yeterince sebep bulduğunuza göre sıra geldi antrenman programınızı hazırlamaya Ersan Bey."

"Tamam hocam hemen başlamak istiyorum. Eskiden kaç kiloları kaldırır metrelerce koşardım. Şöyle sağlam bir program bekliyorum."



Sağlık problemi, spor alt yapısı ve ölçümlerini test ettikten sonra programı hazırladı.
"Al Ersan, bu ilk günün programı. 10 dakika hafif tempo koşu 10 dakika esneme hareketleri…’’
"Hocam bu çok hafif ben 20 dakika koşarım. Hatta gelmişken 20 dakikada bisiklet yapmak istiyorum."
"Hayır Ersan ilk günkü planın bu şekilde. Tamamen planımıza sadık kalacağına dair senden söz istiyorum.’’
"Ama hocam ben o kadar kıyafet getirdim ve acelem var. Bir an evvel kilo vermem gerekiyor. Ben böyle kilo veremem ki."
"Bak Ersan. Önce küçük adımlarla başlamamız gerekiyor. Vücudunu ve iradeni yıldırmamalıyız. Senin için çok kolay olmalı. Henüz yolun başındayken spora gittim öldüm, bittim dememelisin. Biz bunu alışkanlık haline getirene kadar ufak adımlarla başlayacağız."
"Çokta mantıklı söyledikleri ama… Sanki ortalıkta kalabalık etmeyeyim diye beni erkenden eve yolluyormuş gibi geldi” diye geçirdi içinden. 
"Merak etme salonumuz yeterince ferah herkes için yer var. Öyle tıklım tıklım değiliz, öylede bir hedefimiz yok"
"Ben bunu sesli mi söyledim!!!"
"Neyi sesli mi söyledin anlamadım?"
"Yok bir şey hocam. Tamam ne derseniz o, öyle planlayalım."


İnsanoğlu aceleci bir canlı

İnsan, bir şeyi hemen olsun ister... 


Sanki o göbek bir anda meydana geldi. O eklemler esnemeye esnemeye pas tutmuşken hemen bir hap kullanayım da kilo vereyim ister. Kestirme bir yol arar. Bulduğunda da o hedefindeki kendisini ne kadar istediğine bağlı olarak tüm olumsuzlukları görmez. Yan etkilerine razı olur. Öyle ki mide küçültme ameliyatlarıyla ölümü göze almış olur, ama farkında değildir. Bir de azı küçümser.

Oysa ki az, çoktan kıymetlidir. 10 kiloluk derdi kaldırabilecekken 25 kiloluk derdin altına girer. Halbuki 10 kilo potansiyelin varken 2 kilo ile mücadeleye başlansa… Hayat daha konforlu olmaz mı?

İşte insan spora başladığında ortaya koyduğu iradeler bütün hayatını yansıtır. Yarım bıraktığı işler, hemen yağım erisin demesi, yağı gitmeyince motivasyonunu kaybetmesi, tek motivasyon kaynağı kendini beğendirmesi, azı küçümsemesi gibi gibi… Aslında her biri hayatımızda başka alanlarda da takıldığımız noktaları yansıtıyor. 


Ersan spora başladığı şekilde hayata devam ettiğinde karşısına ne gibi problemler çıkacak kim bilir…