"Sorun mikroptan kaynaklanmaz. Problem bağışıklığın düşmesidir."

İnsan modernleştikçe daha iyi şartlara sahip olur ama yaşamın gerçeğinden uzaklaşabilir. "İyi ki modern çağdayız. Yüz sene önce doğsaydım bu hastalıktan ölürdüm." deriz. Ama hiç düşünmüyoruz ki yüz yıl önce de insanların kalpleri ve dolaşım sistemleri vardı. Yüz yıl önce de insanların hastalıkları ve tedavi yöntemleri vardı.


Bir kişi durgun bir su birikintisine bir taş atsın. Eğer su sığ ve hareketsiz ise hemen dibindeki çamurun yükseldiğini görürüz. Şunu fark ederiz; akış hızı azalan yani durağanlaşan su, derinliği olsa da kirlenmeye, hemen bulanmaya daha meyilli oluyor. Akış hızı azaldıkça dipte çökelmeler oluyor. Rafında uzun süre beklemiş bir içecek şişesinin dibinde oluşan çökelmeleri de buna benzetebiliriz. Bu durumu gözlemleyen bir insanın bu deneyimi hayatına uyarlaması mümkün müdür?

Damarlarımız da sıvının taşındığı ve atık maddelerin hücrelerden alınıp uzaklaştırıldığı bir kanal sistemidir. Kan akışındaki yavaşlama çökelmelere ve istenmeyen noktalarda birikmelere ve buna bağlı olarak tıkanmalara yol açabilir.

Kişinin kendisini dinç hissetmesi ile kan akışının hızı doğrudan bağlantılıdır. O halde hareketli insana kanının akışkanlığı hızlı olan insan da diyebiliriz. “delikanlı,  kanı hızlı akıyor” tabirleri hep hareketli insanlar için kullanılan terimlerdir.

İlerlemiş yaşına rağmen tarlada, bağda, bahçede çalışan insanlar daha zinde güçlü ve sağlıklı olması tesadüf olabilir mi?  Bağışıklık sistemleri güçlüdür çünkü metabolizmanın oluşturduğu atıkların uzaklaştırılması durağan hayatı olan insanlara kıyasla daha hızlıdır.

Günümüzde teknoloji bağımlılığı, obezite, hareketsizlik insan zihnini ve metabolizmasını yavaşlatıyor. Bu durum pek çok hastalığın da ana sebebi oluyor. İnsanların köyde çok daha fazla çalışmasına ya da daha az uyumalarına rağmen daha dinç olmalarının sebebi hareketli olmalıdır. Günümüzde yirmi yaşındaki insanlar bile çok yorgun ya da iş yapma konusunda isteksizken; köyde yaşayan yaşı ilerlemiş insanlar daha dinç olabiliyor ve daha az sağlık problemi yaşabiliyor.

Nasıl durağan bir su kirleniyorsa durağan bir yaşam olan bir insan da hem ruhen hem de bedenen sorunlar yaşamaya başlıyor. İlerleyen yaşına rağmen hareketine, üretimine devam eden insanların günümüzde tüm yaşamları hareketsiz geçen insanlardan nasıl daha sağlıklı olabildiği anlaşılabiliyor. Bu pencereden bakınca saatler boyu masa başı bir işte çalışmak, işe araç ile gitmek ya da merdiven yerine asansör kullanmak kişinin konforu olmuyor. Tam tersi bu yaşam kişiyi daha da atıllaştırıyor.

Aslında problemin özüne baktığımız da şunu fark ediyoruz. Kireçlenme, o bölgedeki dolaşımın yavaşlaması ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalığa kişinin doğuştan yatkınlığı da olabilir ama hareketsizlik temel sebebidir.

Eskiler bu bilgileri biliyordu ve nesilden nesile aktarımına özen gösteriyorlardı. Tüm bunlar bir deneyim ve onun transferi ile katlanarak, büyüyerek, doğurarak ve özünde aynı ama farklı farklı yöntemler ile tedavilerin oluşmasını sağladı.

Peki, hastalandıklarında ne yapıyorlardı?

  • Bitkileri kullanıyorlardı,

  • Çeşitli masaj yöntemlerini,

  • Akupunktur,

  • Hacamat.

Peki, bunların gerçekliği üzerine hiç düşündük mü? Hangisi daha etkili? Doğru olan hangisiydi?

Peki, hareket ederek kan hızını belli bir seviyede tutmak ve bu konuda problem yaşamamak doğal bir tedavi yöntemi olabilir mi?

Düzenli hareket eden insanların nabızlarının, buna bağlı olarak da kan akışlarının hızlandığını söylemek mümkündür. Günümüzde eskisi kadar uygulanmasa da sülük tedavisi, hacamat tedavisi yine aynı rahatsızlıkların geçici bir çözüm olarak kullanılmaktadır.

Günümüzde kullanılan kan sulandırıcılar ile kanın seyreltilmesi sağlanabiliyor. Kan sulandırıcı ilaçların kalp ve damar hastalıklarında kireçlenme, damar sertliği gibi hastalıklarda kullanımı çok yaygındır. Kullanılan her ilacın bir yan etkisi olduğunu unutmamak lazım.

Modern insan olarak tabir ettiğimiz bizlerin gözden kaçırdığı bir şey var. Yaşam stillerimizi değiştirmeden sadece bir kür ile bu durumu düzeltmeye çalışmak...

Kalp krizi geçirmiş, anjiyo ya da bypass olan bir insan eski yaşam stiline devam ettiği müddetçe muhakkak bu problem ile tekrar karşılaşacaktır.

Gerçek olan doğru olandır! O sebeple bir şey doğal ise gerçektir, çünkü doğada hiç sahtelik yoktur.

Geçmişten gelen yaşam tarzlarının ve tedavi yöntemlerinin deneyimselleştirilmiş bilgi sayesinde olduğu anlaşılıyor. O halde kişinin bir konuda ilerlemesi o konuyu deneyimselleştirmesi ile bağlantılıdır. Deneyimselleştirme ise tek başına yeterli olmuyor çünkü bunun aktarılması da gerekiyor. Gerçek olan zamanla değişmediği içinde özünü koruyor ve başka konularda ya da disiplinlerde çıkarım yapılabilmesine olanak sağlıyor.

Deneyimsel Tasarım Öğretisi gerçeğin ilkelerinden bahsederken, onun faydalı olmasından, uygulanabilirliğinin olmasından, anlaşılabilmesi ve her durumda tutarlılık sergilemesi gerektiğinden bahsediyor. Bu sebeple de doğal olan tedavi fayda veren nesilden nesile aktarılabilen çıkarım yapılabilen bir tedavi yöntemi oluyor.

Deneyimsel Tasarım Öğretisi hakkında daha fazla bilgi almak için tıklayınız.